GAZOZ AĞACI
GAZOZ AĞACI
Mahalle derin bir uykuya dalmış gibidir kendi kendine. Ama bir delikanlının bir kıza tutulduğu havadisi bir yayılmaya görsün, dedikodu her eve hayatın yenilmemiş taze, pırıl pırıl bir gösterisi olarak girer. Birinin birine sevdalandığı haberi bereket gibi, yağmur gibi karşılanır, bir dirilik, çoktan beri özlenen bir dirilik getirir gönüllere.
Saim'in kahvenin karşısındaki pembe boyalı evin kızına tutulduğu haberi de böyle karşılandı. Anahtar deliklerinden giren hava gibi, rüzgâr gibi her eve yayıldı. İçleri ısıttı, hayalleri günlerce oyaladı durdu. Günün on saatine yakın bir zaman Hacı Emin'in kahvesinde kâğıt oynayan Saim, boyuna cumbada görünen o bir içim su kıza neden sevdalanmasın? Bunca oyunu kaybettiyse onun yüzünden. Olmayacak zamanda pencerede görünüp kaybolması yüzünden. Bir saatte tam üç kere entarisini değiştirmesi yüzünden. "Yoğurtçu!" diye bağırıp yine de gözünü kahveden ayırmaması yüzünden. O kız olmasaydı, ya da evleri kahvenin karşısında olmasaydı, boyna pencereleri açıp açıp bağırmasaydı, Saim her oyunda, ama her oyunda, elin acemisine yenilir, adı “GAZOZ AĞACI”na çıkar mıydı?
Sabahattin Kudret Aksal
Not: Bu hikaye, Türk edebiyatının en kısa, ama en güzel hikayesidir.


YABANCI DEĞİL?
BU HİKAYE BANA HİÇ YABANCI GELMİYO. NEDEN ACABA? ANLAMLI...