ILGAZHACIHASAN Çankırı Ilgaz Hacıhasan Köyü Buluşma Noktası



YEDİ ÖĞÜT (SÖZ UÇAR, YAZI KALIR)

Gonderen yakup

MEVLÂNA'NIN YEDİ ÖĞÜDÜ

Yerin ve göğün nuru Allah'tır. Allah'ın nurunu insanlara peygamberler yansıtır. Peygamberlerin nurunu da veliler...

Allah dostları; insanları, insanlığı peygamberden aldıkları Allah nuruyla aydınlatır. Hazreti Mevlânâ da bir ayna. Aynaların en temizi... Nuru en iyi yansıtanı... O sadece bir âlim, şair değil. O, evliya burcunun güneşi...

Mevlâna'da Allah aşkı ve sevgi, varlığın merkezidir. Bu yüzden o, âşıklar sultanı diye anılır. Âşıklar sultanı Hazret-i Mevlâna...

O, babası Âlimler Sultanı Bahaeddin Veled'in dizinin dibinde yetişti. Babası ve ailesi, o henüz beş yaşındayken Horasan'dan ayrılmak zorunda kaldı. Mevlâna 5 yaşına kadar Horasanın Belh şehrinde, beş yaşından sonra ise gurbette yaşadı. Mevlâna hazretlerinin gençliği âlimler arasında geçti. Dönemin bütün meşhur alimlerinden ders aldı. Belh'ten ayrıldıktan sonra babasıyla birlikte Hacc'a gittiler. Mevlâna ve ailesi bir çok yere uğrayarak sonunda Karaman'a geldi. Bir süre orada yaşadıktan sonra Selçuklu hükümdarının davetiyle Konya'ya geldiler ve oraya yerleştiler.

Hazreti Mevlâna tam manasıyla bir kâmil insandı. Kâmil insan yani olgunluğunu tamamlamış insan... Kâmil insan insandaki, hırs, şöhret, kıskançlık, kin, garez, hiddet, cimrilik gibi manevi yaraları tedavi eden bir doktordur. Manevi hastalıklar insanın kalbinde bulunur. İnsanın kalbinde bu manevi hastalıklar olduğu sürece gerçek bilgiye ulaşması ve iyi bir insan olması mümkün değildir. İnsanlığın tedavisi için Hazreti Mevlâna'nın bize bıraktığı önemli miraslardan biri de yedi öğüdüdür. İnsanın manevi hastalıklarının reçetesi olan bu yedi altın öğüt şunlardır:

- Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.

- Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

- Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol.

- Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

- Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.

- Hoşgörülülükte deniz gibi ol.

- Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

* Akarsu pislik tutmaz. Sular akıp giderken temizler yatağını. Onun içinde hiçbir kötülük barınamaz. Temizdir, çünkü sürekli akar. Cimrilik, mal mülk sahibi olma hırsı kalbi karartır. O insan ki cömerttir, başkalarına yardım eder; kalbinden ırmaklar akar. İnsan akarsu gibi olmalıdır.

* Allah yeryüzünü zayıf-güçlü bir yığın canlı ile donatmıştır. Ve onların başlarına taç olarak da insanı yaratmıştır. İnsana ise kaynağı kendinde sonsuz olan şefkat ve merhamet vermiştir ki Allah'ın yarattıklarına karşı sevgi, diğer insanlara saygı duysun. Güneş gibi ol, şefkatinle ışıt ve ısıt yeryüzünü.

* Allah'ın kıyamet gününde insanın ayıplarını örtmesi için... kötülüklerin yayılmaması, örnek olmaması için... Toplumda kin ve düşmanlık tohumları yeşermesin. Gece nasıl karartırsa her şeyi sen de karart kusurları ve başkalarının günahlarını... Gece gibi ol!

* Varlığın özü sevgidir. Herkesi ve her şeyi sevmelidir insan. Allah'ın bütün yarattıklarını... İncitme hiç kimseyi ve hiçbir varlığı... Ölü gibi ol!

* İnsan kendini bilmelidir. Kendini bilmenin zirvesi de hoşgörüdür. Hoşgörülü olmazsan sevemezsin. Aç gördüysen doyur, çıplak gördüysen giydir, ağlattığın varsa güldür, yıktığın varsa yap. Kalbinde bir deniz olsun adı: Hoşgörü... Deniz gibi ol.

* Başkalarına saygı göstermeli insan. Bu kendine saygının başka bir şekli. Diğerlerini küçük görmemeli, kibirlenmemeli. O kutlu elçi (s.a.v.) de buyurmuş ki: "Her kim Allah için alçakgönüllülük yaparsa, Allah muhakkak onun derecesini yükseltir." Kim ki Allah katında derecesini yükseltmek ister toprak gibi olmalıdır.

* Ve kimse seni olmadığın gibi düşünmesin. Çünkü her şeyi gören sana şahdamarından daha yakın bir göz, içini dışını, geceni gündüzünü, aklını ve kalbini görüyor. Kimseyi kandıramazsın, hele Yüce Yaratan'ı asla... Bunun için Hazreti Mevlâna'nın en büyük öğüdü: Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.

O, insan ruhlarını öğütleriyle nakış nakış örmüş. Onun yaşantı zenginliğini kendi hayatına birazcık taşımış olanlar, hem bu dünyanın hem de öteki dünyanın mutlu insanlarıdır.

Büyük velinin insanlığa bıraktığı en önemli miras, yaşadığı hayat. Her dakikası aşkla dolu bir hayat... Sonra eserleri... Yaşadığı hayatı ve söylemek istediklerini bize ulaştıran eserleri, fikirleri. Bize düşen de bu mirasa sahip çıkmak. Onlara layık nesiller olmak. Devir ve şartlar her ne kadar değişmiş olsa da, teknoloji ne kadar gelişmiş olsa da bu güzel hasletleri içimizde bulundurmak. Toprak altında yatan ecdadın kemiklerini sızlatmamak. Çalışmak, asırlarca, üç kıt'a, yedi iklimde İslam'ın sancaktarlığını yapmış ve hâlâ da bu görevini sürdüren (One Minute!!! Hop Dedik! Davos) bu yüce millete faydalı birer evlat olmak, en azından olmaya çalışmak. Aslını neslini unutmamak. Büyüklerimize, yaşlılarımıza saygı göstermek. Çünkü BEREKET BÜYÜKLERLE BERABER'dir. Zengin olayım diye büyüğünü küçüğünü, köyünü kentini, eski dost(!)larını unutan, kibirden gururdan burnu yerleri süpüren, yükünü tutunca da geri dönmeye üşenen veya geçim sıkıntısı içine düştüğü için kendini bile unutan veya üç kuruşluk çıkarlar için birbirini kıran, unutan, üzen kişiler olup çıkmamak gerekir. Unutulmamalıdır ki ömür sanıldığı kadar uzun değildir. Bir gün mutlaka o taht misali musalla taşına uzanacağız ve bir namazlık saltanatımız olacak o musalla taşında. Değmez. Sultan Süleyman'a kalmayan dünya bize mi kalacak? Herkes, herşey gün gelir unutulur, hayal olur. Mal da yalan mülk de yalan var biraz da sen oyalan. Oyalan ama, önemli olanın da geride, bizden yadigâr bir hoş seda bırakabilmek, adımızın hayır duayla yadedilmesi olduğunu bil. Çünkü BAKİ KALAN BU KUBBEDE BİR HOŞ SEDA'dır.
Vesselam...
Ölümden niye korkarsın? Korkma, ebedî varsın.

Ortalama: 4.3 (4 oy)
Tags: